Uzm. Dr. Berna Mercan Alışır Psikiyatrist & Psikoterapist

Aile Terapisi

Aile insanın kimliğinin, kişiliğinin, anılarının kısacası geçmişinin en önemli parçasıdır. Aynı zamanda da hayallerinin, umutlarının, kaygılarının, beklentilerinin yani geleceğinin merkezinde yer alır. Bir aile üyesinin sorunu tüm aile yapısını etkiler, diğer aile bireylerindede sorunlar çıkmasına neden olabilir. Bu yüzden ruhsal sorunlar ile çalışırken tüm aileyi bir arada değerlendirmek önemlidir. Aile terapisi aileyi bir bütün olarak ele alan bir yaklaşım biçimidir. Bireysel tedaviler bireye odaklanırken, aile terapisi ailede değişim ortaya çıkarmayı amaçlar.

Cinsel Terapi

Cinsel terapi, cinsel sorunları olan birey ya da çiftlere uygulanan, yapılandırılmış bir terapi şeklidir. Cinsel sorunlar konusunda eğitim almış profesyonellerce uygulanmalıdır. Cinsel terapi, kişilere çeşitli cinsel problemlerin çözümünde yardımcı olur: Vajinismus, cinsel istek ve uyarılma bozuklukları, sertleşme bozukluğu, erken boşalma, orgazm bozuklukları, ağrılı cinsel birleşme vb. Cinsel terapi sürecinde, kişi; istek ve kaygılarını açık bir şekilde ifade edebilmeyi, hem kendisinin hem de partnerinin cinsel ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilmeyi öğrenir. Cinsellikle ilgili problemlerin, kaygı bozukluğu, duygudurum bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıklara ya da kronik bedensel hastalıklar, kullanılan ilaçlar gibi dahili nedenlere de bağlı olabileceği unutulmamalıdır. Kapsamlı bir tıbbi değerlendirme, problemin ne olduğunun anlaşılmasında ve mevcut durum için en iyi tedavi ya da tedavi kombinasyonun ne olacağının belirlenmesinde gereklidir.

Depresyon Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yolları

Son zamanlarda yaşamın getirdiği zor koşullarla birlikte “Bugün biraz depresifim, bu aralar depresyondayım” gibi cümleleri sık sık duymaktayız. Her birey yaşamının bazı dönemlerinde diğer zamanlara göre daha mutsuz, keyifsiz anlar yaşamaktadır. Ancak bu mutsuzluk hali sürekli bir hal alır ve bireyin günlük yaşamını etkilemeye başlarsa işte o zaman depresyon ihtimali akla gelmelidir. Peki, nedir “Depresyon” ? Depresyonun iki temel belirtisi en az iki hafta süreyle sürekli olarak bireyin kendisini mutsuz, çökkün, karamsar hissetmesi ve daha önceden keyif aldığı şeylere karşı belirgin ilgi kaybıdır. Bu belirtilere ek olarak;

• Uyku bozuklukları (Uykuya geç dalma, uykunun bölünmesi, aşırı uyku hali)

• İştah değişiklikleri (İştahta azalış, artış, kilo kaybı ya da alımı)

• Hareketlerde yavaşlama, güçsüz, yorgun, halsiz hissetme

• Değersizlik, yetersizlik, suçluluk hisleri

• Belirgin huzursuzluk hissi

• Dikkati sürdürmekte, odaklanmakta güçlük, unutkanlık

• İntihar düşünceleri

• Sorumlulukları yerine getirmekte güçlük

• Öz bakımda azalma

gibi belirtilerden birkaçı ya da tamamı ortaya çıkabilir. Depresyon kalıtım, kişilik özellikleri, kayıplar, ekonomik sorunlar, üzüntü verici olaylar, yoğun stres, alkol madde kullanımı, bedensel hastalıklar ve kullanılan ilaçlar gibi etmenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Tüm bireyler için duygularını bastırmak yerine onları yaşamak, paylaşmak, sosyal destekten yararlanıyor olmak koruyucu etkenlerdir. Yine bireyler zamanlarının çoğunu sorumluluklarına ayırmaktadır; iş, okul, aile yaşamı gibi… Bireylerin tüm bu yoğunluk arasında keyif aldıkları veya kendilerini üretken hissettikleri bir aktiviteye vakit ayırmaları streslerini bir parça azaltacaktır ve depresyona karşı korunmak adına oldukça önemlidir. Depresyon belirtileri yaşayan bireyin bir uzmana (psikiyatr, psikolog) danışması, yaşam kalitesini artırmak ve sürdürmek adına oldukça önemlidir. Günümüzde depresyon tedavisi için antidepresanlar oldukça yaygın biçimde kullanılmaktadır. Hafif düzeyde depresyonlarda ilaç kullanımı gerekmeyebilir, psikoterapi ve psikososyal destek araçları yeterli olabilir. Ancak orta ve şiddetli düzey depresyonda genellikle ilaç tedavisi yapılması uygun olur. İlaçların bilinçsiz kullanımı, depresyonun tedavi edilemeyişi, artışı ve tekrar ortaya çıkma risklerini artırmaktadır. Tedavi sürecinde ilaç kullanım dozu, sıklığı ve süresi bir psikiyatristin önerdiği biçimde olmalıdır. Yapılan araştırmalar ilaç tedavisine ek olarak psikoterapinin de oldukça etkili olduğunu göstermektedir. Tedavi sürecinde en önemli sorunlardan biri bireylerin etki görmediklerini ya da artık iyileştiklerini düşünerek tedaviyi yarım bırakıyor olmalarıdır. Bu durum depresyonun süreğen hale gelmesi veya tekrarlanması olasılığını artırmaktadır. Tüm bunlara ek olarak dünyadaki intihar vakalarının %90’ı depresyon hastaları tarafından gerçekleştirilmektedir. Hemen her depresyonda intihar düşüncelerinin varlığı söz konusu olabilir ve göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla bireylerin tedavi süreçlerinde hekimleri ve psikologları ile işbirliği yapmaları gerekmektedir. Tüm bireyler için duygularını bastırmak yerine onları yaşamak, paylaşmak, sosyal destekten yararlanıyor olmak koruyucu etkenlerdir. Yine bireyler zamanlarının çoğunu sorumluluklarına ayırmaktadır; iş, okul, aile yaşamı gibi. Bireylerin tüm bu yoğunluk arasında keyif aldıkları veya kendilerini üretken hissettikleri bir aktiviteye vakit ayırmaları streslerini bir parça azaltacaktır ve depresyona karşı korunmak adına oldukça önemlidir.

Panik Atak Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yolları

Panik Bozukluk (Panik Atak) Panik atak, aniden ortaya çıkan, kişiye yoğun sıkıntı ve korku hissi veren, çeşitli bedensel belirtilerle bir süre devam eden nöbetlerdir. Bu nöbetler sırasında kişiler şiddetli biçimde “ölme, delirme, kontrolünü yitirme” korkusu yaşarlar. 5-10 dakikadan yarım saate kadar uzayabilen bu ataklar sırasında bir tehlike anında da kişinin bedeninde ortaya çıkabilen aşağıdaki belirtiler yaşanabilir:

• Çarpıntı, kalp atım hızında artış

• Terleme

• Titreme

• Nefes alamıyor, boğuluyor gibi hissetme

• Göğüs ağrısı ya da göğüs bölgesinde sıkışma hissi

• Mide bulantısı, karın ağrısı

• Baş dönmesi, bayılacakmış gibi olma

• Kişinin kendini ve çevresini değişmiş gibi algılaması

• Uyuşma

• Üşüme ya da sıcak basması

• Sık idrara çıkma

Genellikle atakların kalp krizi ile karıştırılması nedeni ile kişiler hastaneye gitmektedirler. Kişiler o an için yapılan tetkiklerin sonuçlarıyla sakinleşseler de sonrasında tekrar aynı durumu yaşamakla ilgili yoğun endişe duyabilirler. Bu endişe ve diğer stresli yaşam olayları atakların tekrarlanmasına neden olabilir. Peki ne yapmalı?

• Yavaşça ve derin nefes almayı denemek, baş dönmesi, göz kararması gibi belirtilerin yaşanmasını önleyebilir.

• Daha önce de benzer bir atak yaşamışsanız, geçeceğini kendinize hatırlatmak rahatlatıcı olabilir.

• Gevşeme ve nefes egzersizleri öğrenmek ataklar ile baş etmenizi kolaylaştırabilir.

Tedavi sürecinde bir psikiyatri uzmanının takibi ve kontrolünde ilaç kullanmak, atak yaşamamak ya da atakların şiddetini azaltmak adına bir psikologdan psikoeğitim almak oldukça faydalı olmakta, panik bozukluk yaşayan birçok hastada psikoterapilerin kalıcı iyileşme sağladığı görülmektedir. Tüm tedavi süreçlerinde olduğu gibi panik bozukluk tedavisinde de psikiyatriste danışmadan ilaçları bırakıyor ya da doz değişikliği yapıyor olmak tedavinin yarım kalmasına neden olmakta, atakların tekrar ortaya çıkma ihtimalini artırmaktadır.

Psikoterapi

Psikoterapi , psikiyatrik hastalıkların tedavi yöntemlerinden biridir. Psikoterapi, gerekli eğitimleri almış bir uzman eşliğinde duygularınızı, düşüncelerinizi, kendiniz ve diğerleriyle ilgili inançlarınızı, kişisel yaşantılarınızı güvenli bir biçimde keşfetme sürecidir. Psikoterapi sürecinde , kişi içinde bulunduğu durumu anlar,duygu, düşünce ve davranışlarını anlamlandırır. Psikoterapi, kişiye kendi hayatının kontrolünü ele alabilmesinde ve sağlıklı baş etme becerileri edinerek zor yaşam olaylarının üstesinden gelebilmesinde yardımcı olur. Psikoterapi ne zaman gereklidir?

-Depresyon ve kaygı bozuklukları (obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu , fobiler….) gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda

-Devam eden yoğun mutsuzluk, çaresizlik, umutsuzluk duyguları yaşıyorsanız

- Yaşadığınız duygusal zorluklar, kaygı ve korkularınız yaşamınızı olumsuz etkiliyorsa

- Davranışlarınız kendinize ya da diğerlerine zarar vermeye başladıysa

- Yaşadığınız duygusal zorluklar nedeniyle aileniz ya da yakınlarınızla karşı karşıya kalıyorsanız

- İş performansınızla ilgili kaygınız varsa psikoterapi için başvurmanız önerilir.


Vajinusmus

Vajinaya giriş denendiğinde vajinanın dış üçte bir kısmını çevreleyen kaslarda yineleyici ve sürekli biçimde istemsiz kasılmaların olması ve bu kasılmalara, girişe ilişkin ağrı korkusu ve kaygıların eşlik etmesidir. Cinsellikle ilgili yanlış inanışlar ve tabular vajinusmus gelişiminde önemli rol oynamaktadır.Vajinismusu olan kadınlar yaş, eğitim, sosyoekonomik ve sosyokültürel durum, kırsal ve kentsel olma açısından belirli bir fark göstermezler. Vajinismusun bugün için bilimsel olarak başarısı kanıtlanmış tek tedavi yolu cinsel terapidir. Vajinismus cinsel tedaviye en iyi ve en kısa sürede yanıt veren cinsel işlev bozukluğudur. Vajinismusta yanlış ve etik olmayan tedavi uygulamalarına çok sık rastlanmaktadır. Vajinal girişteki kasılma, jel kullanımıyla, alkol alımıyla, ilaç kullanımıyla, hamile kalmakla, lokal anestezik uygulamalarla ortadan kalkmaz. Kızlık zarıyla ilgisi olmadığı için kızlık zarına yapılan müdahalelerlede düzelmez. Ayrıca bu işlem kadına ek bir travma oluşturur. Vajinaya botoks uygulaması ,pelvik taban egzersizleri tek başına çozüm olmaz. Vajinismus tedavisinde amaç; bir şekilde penisin vajene girişini sağlamak değil, kadının kasılma, acı, kaçınma, korku gibi olumsuzluklar yaşamadığı, çiftin doyumlu bir cinsel yaşama ulaşmasını sağlamaktadır.

Tuzla Mah. 563. Sk. No:3/6

Fethiye/Muğla

© Copyright Berna Mercan Alışır

Randevu İçin:

0252 612 52 02

| 0538 513 99 53